Şu gerçeği bugün hepimiz kabul ediyoruz ki spor gerek yarattığı maddi devir daim gerekse de oluşturduğu sosyal enerji ile belki de dünyanın en güçlü ve etkin sektörlerinden biri haline geldi. Sadece ülkemizde devlet bütçesinden 2009 yılında ayrılan pay 55 milyon TL’ye çıktı. Bunun dışında sporun yarattığı direk ve dolaylı gelir kalemleri de çok önemli ekonomik kazanç noktaları haline geldi. TV ve yayın gelirleri, çeşitli şans ve tahmin oyunları gelirleri, seyirci hasılatları, sponsor ve reklam gelirleri, kulüp markalı eşya pazarlaması ve satışı, eğitim faaliyetleri nedeniyle elde edilen gelirler gibi pek çok kalemle de bu rakamlar artmaktadır. Diğer yandan dolaylı gelirler olarak da sportif faaliyetlerin yarattığı hareketten faydalanan ulaşım, konaklama, yemek gibi alt sektör grupları da vardır. Bu maddi kalemlerin yanında şehirlerin ve hatta semtlerin tanıtımına, gelişmesine bu yolla sermayenin ve yatırımın yönlenmesine etkisi ile sportif faaliyetlerin inanılmaz bir gücü vardır. İşte tüm bu gerçekler ışığında ne yazık ki İzmir bu kazanç ve avantajlardan istenilen düzeyde faydalanamamaktadır. Son günlerde yoğun bir biçimde yaşadığımız sportif üzüntü ve hayal kırıklıkları hâlâ yüreğimizde… İzmir’in belli başlı sportif yapılanmalarına şöyle bir baktığımızda karşımıza çıkan manzara şudur:

Altay ve Karşıyaka, yönetim kurullarının inanılmaz özverileri ve sporcularının gayreti ile Süper Lig’in kapısından dönmüştür. Bu durum manevi olduğu kadar da maddi bir yıkımdır. Çünkü sezonu bile sıkıntılar içinde tamamlayan bu iki kulübümüz Süper Lig’e çıkmak için, son barutlarını da atmış, yüklerin altına girmiştir. Lige çıkılsaydı çözülecek olan bu sorunlar, çıkılmadığı bu ortamda sorunların daha da büyümesi dışında bir işe yaramamıştır. Bucaspor yine inanılmaz bir özveri sonucu Bank Asya 1. lige çıkmış ancak yaşanan maddi sorunlar yüzünden şampiyonluk sevincini bile yaşayamamıştır. Bugün bile hâlâ Bucaspor’u nasıl bir geleceğin beklediği muammadır. İzmirspor, Kayyum yönetiminde yapabileceğini yapmış, Altınordu ise sportif ve yönetimsel sorun yumağı içinde mücadele etmektedir. Bu yapılar içinde sadece Göztepe bu yıl sportif başarı ile yönetimsel başarıyı bir arada yakalayabilmiştir. Bunun arkasındaki gerçeği görmek de çok kolaydır. Kurumsallaşma, profesyonel yönetim, bütçe ve strateji doğrultusunda hareket...

Peki, diğer kulüplerimizdeki yöneticilerimiz bunları bilmiyorlar mı? Elbette ki biliyorlar. Ancak altında kaldıkları sosyal baskı, duygusal beklentilerin yüksekliği ne yazık ki doğru olanın uygulamasını imkânsız kılmaktadır. Oysa İzmir’in spor camiasının şunu çok iyi algılaması gereklidir ki; ya beklentilerinize göre durumunuzu ayarlayacaksınız ya da beklentilerinize uygun durumu yaratacaksınız. Yani, bütçe olarak, organizasyon olarak çok geride kaldığınız bir ortamda, en büyük hedefi vurmaya kalkarsanız belli bir yere kadar özverilerle ulaşır, ancak sonuca ulaşmanız şansa, kadere bağlı kalır.

 
Kulüplerimizin mücadele ettiği rakiplerine baktığımızda ne yazık ki bütçe olarak bir hayli geride kaldığımız ortadadır. Kişilerin gayreti üzerine dayalı sistem her geçen yıl İzmir’imizin değerli birkaç işadamını öğütmektedir. Kulüplerde yöneticilik veya Başkanlık yapıp da yaşadıklarından sonra bu işlerden bucak bucak kaçan işadamlarını saymaya gerek duymuyorum, herkes biliyor.

Kulüplerin sezonluk başarıları için ‘haydi pamuk eller cebe’ diyerek işadamlarına, belediyelere salma atmak en büyük kolaycılıktır. Bu nedenlerden dolayı İzmir’in spor stratejisini ortaya koymalı, öncelikle altyapı eksiklerini tamamlamalı, yapılanmaya bağlı yıllara dayanan stratejiler oluşturulmalı, kulüplerin kurumsal ve profesyonel anlayış içinde yönetilmesine izin verilmelidir.

 
Bizim tarihiyle, taraftarıyla, yaratacağı sinerjisi ile çok değerli kulüplerimiz vardır. Bunları kullanarak ve kesinlikle sabrederek istediğimiz yerlere varmamız mümkündür.